17 Temmuz 2014 Perşembe

Bu iş çok zor yonca .. Ama imkansız da değil..

Bu pislikler çok zor temizlenir..
Ülke gırtlağına kadar batmış.. Diyorlar ki başa kim gelsin sence ? 
Ekmeliyen mi gelsin tekmeliyen mi? 
Memlekette örgütlü kürtlerin siyaseti de kendi alternatifini koyuyor olmasa bu ülkede emekçinin,işçinin,esnafın,üreten kitlelerin temsilcisi yok..
Yalana yanlışa,sahteye doğru olmayana çanak tutan bu kalabalıklar sizce gerçekten dini bütün olduğu için mi tüm bu yalana dolana göz yumuyorlar?
Bir abim az evel bankadaki hesabından otuz lira para çekmiş banka matikten,getirdiği paralar buram buram darphane kokuyor..Sıfır kağıt kokusu.. On lirayı basan bir ekonomi politikası ,sokakta kıpırdamayan yaprak,kapıyı çalan üç kişiden biri bozuk para dilencisi...
Bu pislikler çok zor temizlenir...
Öyle bir liman olmuş ki bu liman, gemisini tüm kurtaran kaptanlar bu limanda..
Bir an bu topraklarda hepimizin maymun olduğunu düşündüm..
En büyük maymuna el pençe divan duran diğer maymunlar .. Testisini doldurmak için daha kıdemli maymunlara arkasını dönen maymunlar..
Haksızlığa karşı duranları ötekileştiren kalabalık bir maymun sürüsü...
Devletin malı deniz yemeyen domuzların sığmadığı lacivert takım elbiseler ...
Ve yırtık pantolonlu şairlerin cebinden çıkan vatan şiirleri..
"Vatan! bir lokma ekmek uğruna on sekiz saat iş"
Kalkınmışlık naraları atılan memlekette bir yanda sigara izmaritlerini toplayıp içmeye kalkan zavallılar ,diğer yanda iki genel müdüre kuklalık yapıp ,yalakalığın dibini gösteren beş milyar maaş için beş yüz elli takla atan omurgasızlar sürüsü..
Onlar için yazılmış söz " yiyin ulan yiyin ,bu han-ı iştahan sizin"
Millete istihdam sağlayacak üretimi artırıp insanların evine ekmek götürmesini sağlayacak teşekküller yok. Devlet elini üretimden ,çekerek özel müteşebbise bu alanları terk etti ama ,son model tepesi açılan camiilere para her zaman var..
Neymiş efendim otomatik kumandayla istendiği zaman açılan tepeli cami..
Vah vah ki vah vah...
Bu memlekin alimi ,uleması ,islam fıkıhı uzmanı dolu.. Son zamanlarda herkese bir din iman satılıyor ki sorma gitsin .. herkes herkese bir fıkıh, bir ilim, bir din iman pazarlıyor  ki o derece.....
Ama iş öze gelince din iman kalmıyor.
Hani
Komşusu aç iken tok yatanlar bizden değildi?

16 Temmuz 2014 Çarşamba

Bu hasretlik kalır gitmez tenimden

Hanidir bir şiir yazasım var..
Fındık burunlu  güzel dudaklı bir kıza benzer bir şiir olsa..
Gözünün suyu cam gibi parlatsa ışığını
Yüzünde hüznün parlaklığı
Dudağından içtiğim suyu hatırlatsa…
Gökyüzünün mavisi hasır şapkasına vursa.. Vursa..

Hanidir ne zaman bir şiir yazayım desem,
İyiye,güzele,sevgiye dair bişeyler..
Sokaklarda kan gölünde çocuk bedenleri geliyor aklıma..
Gözünün suyu akmış, feri kaçmış çocuklar…
Memleketsiz kalmış suskun kalabalık..
Çaputtan dikilmiş etekler giymiş kız çocukları
Aylardır yıkanmamış kahve rengi kaçmış saçlar…
Kan kokusuna alışılmasa keşke.. Keşke hiç alışılmasa…


Pencere..

Değişik bir hayat bu yaşadığımız..
Kadının biri kucağında dört beş yaşındaki uyuyan çocuğuyla bekliyor .. Yoldan geçenlere kartı olmadığını yalvarıyor .. Yirmi kişi geçti neredeyse .. Bir tanesi kent kartını gösterip de  "buyur ablacığım,buyur kardeşim,buyur hanım teyze " diyip kadının turnikelerden geçmesine yardımcı olmuyor.. İki lira... Nedir ya iki lira ? Orada yetkililer var aç yandaki kapıyı kadın geçsin değil mi? Yok işte iki lirası .. Olmaz ama değil mi? O zaman hiç para verip geçenle geçmeyen bir olur mu?

Memlekette matematik diyor ki ,kişi başına gelir on bin doları aştı... G8ler g9 lar.. Havalarda uçuşan trilyonlar.. Milyon dolarlık saatlere saat kaç diye sormalar değil mi?

Ama o kadının iki lirası yok işte .. Metroya binecek....


Öyle bir hayat yaşıyoruz ki anlamlandırmak zor...

Çarşıda pazarda kenara köşeye dökülenleri toplayıp evine götürüp kendine aş yapan kitle hızla artıyor farkında mısınız? Değilsiniz değil mi? Çünkü marketten alışverişe devam eden küçük burjuvaların ekranı bu internette zaten...

15 Temmuz 2014 Salı

Her gün hayat Kaç kez öldürür?


Hayat her gün kaç kez öldürür


13 September 2011 at 20:37
Bak ! bu ülkede yol kenarlarında bir gün darağaçları olmaya hazırdır
Bekler elektirk ,telefon telleri...
Oysa biliriz nasıl ince bir katliamla ömürler katledilir O ülkenin şehirlerinde...
Bir genç,iş bulduğuna sevinir,
ölür örneğin gençliği kaç kez, her ana avrat sövüşünde kalıpsız bir patronun..
Bak !nasıl bir kalkınmışlık ki o ülkede...
Büyüdü denen ekmeğin sofranda küçülür..
Derelere zehir akar, fabrikalardan
Köylüler zehirden ölür...
Bak ! bir termik santral kurulur,
Çocukluğunun kıyılarına,
Toprak,deniz balıklar ölür..
Dört puştun rakı sofrasına istakoz
Gelir maldivlerden ..
On sekiz saat çalışmış garson ölür,
Getirirken elinde bir aylığının bir kaç katı tutan yemek hesabını...
Sevimlileşir yaşamak için;
Güler koca göbekli ağalar,şansı varsa bahşiş var..
"Onur" her akşam kaç köşede katliama uğrar...
Bak! Şimdi iyi bak!
Bu katliam ne zamana dek ?
Ne zamana dek sürer bu bezirgan saltanat..?
Bu yılışıklık biter mi bir zaman?
Ne zaman kesilir zalime ferman..
Bugün bir şiir kadar burkulan yüreğim
Ogün o ülke kadar yeniden doğrulur...
Yaşamak ince bir iştir
Öleceksin bir gün nasıl olsa ,
Öleceğiz hepimiz,
Ölecekler...
Süren hayatın hangi sayfasında,nasıl yazılacak hatıran..
Bıraktığın iz seni nerede nereye kadar tutacak?
Sıradandır oysa unutulan...
İsyan Ulaş Şahiner

Benim Ellerim yoktu..

Söz.Müzik :Ulaş Şahiner

11 Temmuz 2014 Cuma

Babamın güzel çalışmalarından birini paylaşmak istedim..

İsyandır

Renkler paylaşılıyordu..

Gördüm yedi rengini de dünyanın,
Kiminin ellerindeki poşetteydi gökkuşağı,
Panayırlarda satılmıştı güneş,
Zengin çocuklarında elma şekeri
Diğer yanda aç sokaklar vardı..

Kimin yüzüne değmiş siyah kurum ve gömlekteki is,
Sigortasız karın tokluğu yaşamlarda ,
Avuç içlerindeydi tüm renklerin en karası…

Sonra patronlara hava sağlayan metalik lacivert ve bej,
Meydanlarda dayak yeme ve ölme pahasına tutulan damarımdaki kan Kırmızı bayraklar vardı..
Gördüm tüm kartlarını düzen hokkabazlarının,
Ne karosu ,ne ası ,ne papazı vardı.
Avuç içlerinde tüm ipleri hayatın
Oyunu kuran hep onlar
Elimizde her tarafı bir olan zarda ,
Kızma biraderler de teselli hep bize kaldı..
Yeşiline aldatmalar ve uyutmalar,
Beyazına sahte şefkat ve iyimserlik..

İsyana Mavisi kaldı bir tek,
Maviye gökyüzü

rüzgar kaldı..

Ulaş/.... 'İsyandır'..dan 2003

Sel dağ


"Buz eriten Sözler".... son yazdığım kitaptan bir yer...


Burada başlar Şiir…
Kemirgen bir paradoks karşımda,
Elim,yüzüm,parmaklarım,
Boğazıma kadar çelişki,
Kafamın içi duman , öfke,
Bitmek tükenmek bilmez.
“Haydi , şimdi değişik penceresinden bak hayatın,
Önce sıyrıl tüm zincirlerinden” diyor kulağına yaşam,
Sonra,
Kıyıya bağlı halatların,
Bir de kelepçeler ekleniyor üstüne üstlük kollarına,
Yaşamın kelepçeleri..
Elim,yüzüm,parmaklarım,
Boğazıma kadar çelişki,
Bir de “ sus” .
Çekilir sancı değil ,
Kıyıların dalgaları taşıması,
Her gelgitte ciğerleri sökülüyor..
İnce yılışıklıkların taşıdığı bir paradoks bu,
Güler yüzlü sahtekarlık,
Kan damarlarında deli akan,
Çalışmak onuru ile fakirleşiyor hayat,
Terler , baca dumanlarına karışıyor..
Kristalleşen bir özdür emek,
Hayat bir buhar oluyor,
karın tokluğuna fabrika bacalarından uçan..
bırak uslandırmayı beni yaşam!!
Bırak daraltmayı halkalarını boynumda,
İkimizde biliyoruz hepimize tek seferlik bir lütufsun sen,
Kiminin başına taç olup,kiminin başına artık yıkılma..
*Bu bir umut..
Çatlak dudaklara merhem..

Biraz da Müzik....


Bilmek yeter mi?

Büyük bir hızla okumak istiyorum.. Elimdekilerin tamamı bitsin .. Yenileri gelsin..Gelen yenilerini daha hızlı okumak istiyorum.. Tüketmek istediğimden değil.. Belki aralarında dermanlar vardır ..O dermana ulaşırım diye..

Midemi bulandırıyor okuduklarım.. Medya patronlarından,Büyük şehirlerin büyük iktidar ortaklarından bahseden kitaplar.. Küresel krizden sürüp giden buhranların açıklamalarından can sıkıntıları çıkıyor çeşit çeşit...

Bilmek .. Yeter mi bilmek? Bilmek yetmiyor...

Yeni çağda kapitalizmin en büyük silahlarından biri bu..Bilmenin yetmediğini acıtarak öğretiyor...

Asıl olan ilişkiler haline dönüşüyor.. Gemisini yürüten kaptanların omuz omuza buluşması.. Kar amacıyla toplanmış kalabalıkların kendilerini havuzlarda bulana kadar içmeleri.. İlişkiler üzerine kurulmuş bir hayat haline dönüşüyor her şey...

Açabildiğin kapılar, görüşebileceğin kişiler temelde hepsi sermayenle sınırlı bir hale geliyor..

Köpekleşerek kuvvetlenip,akan nehirden doldurduğun birikimin ve yükselişin seni bir yerlere dek getiriyorsa,milyon dolarların içerisinde yüzer hale gelmişsen, sermayen binlerle ifade edilen kalabalığın tamamının ötesine geçmişse bunun tılsımı olmalı..

Gözümün önünde bir resim canlanıyor... Bir fabrika geliyor aklıma bir anda bir kazan patlıyor örneğin fabrikanın içinde.. Patlayan kazandan dökülen kaynar sularla yanan bir işçi düşünüyorum.. Sıcak suyun yakarak öldürdüğü bir can..
Yada bir bombanın düşmesiyle toz duman olmuş bir bina çökerken kan göllerinin arasında yalın ayak ağlayarak gezen bir kız çocuğu geliyor gözümün önüne...
Açlıktan yürümekte güçlük çeken bir bebeğin parçalamak için bekleyen Akbaba yada...
Cehennem nedir ? Nedir cehennem ? Bundan ötede bir hal mi ?

Aynı fabrikanın diğer yanını düşünüyorum sonra..

Tropik bir adada güneşli bir gökyüzünün karşısında sahile uzanmış bir patron geliyor aklıma.. İki yanında ellerine yelpaze almış fıkır fıkır kızlar..
Cennet bu değil mi?

O bombayı ürettirip ticaretini yapan tüccarı düşünüyorum sonra...
Şampanya patlarken arkada çalan müzikle beraber eğlenen kalabalıkları...

Amaan adam sende böyle eğlenilesi bir zamanda bile bunları düşünmek de ne ? diyenler geliyor sonra aklıma... Bu soruya maruz kalan ,hayatları bu soruya sıkışmış küçük burjuvalar... Onların özenti keyifleri geliyor... Kurtuluşlarına çabaları...

Piyango oynayan insanlar.. Çarklardan düşen toplardaki numaralarla hayatları değişsin isteyen kalabalık.. O kalabalık artıyor... O kalabalık arttıkça, hep aynı şey olmuyor mu?
İnsanın maymun olduğu aşikar.. Diğer maymunlar gibi hep güçlüye doğru eğilen insanlar kesin bir maymun...
Belki de insanlaşma süreci soysuzlaşmanın ta kendisi..

İsyan Ulaş Şahiner