6 Nisan 2017 Perşembe

Çözüm

Herkes derdini dinleyecek ,yaşadığı sıkıntıları paylaşacak birilerini arıyor.. Yükünü hafifletecek birlikteliklere ihtiyacı var herkesin... Diğer taraftan herkes bir başkasının yüküne ,tasasına derdine kederine ortak olmak niyetinde de değil...
Zalim bir tekilliğin ,ve egoizmin ta kendisi bu..
Sonuç neye varıyor?
İnsan oğlu ikiye ayrılıyor böylece.. Benciller ve enayiler...

Bireysel tavırlar bazında incelediğimiz zaman insanı, böyle bir sonuca varıyoruz...

Bir de kitlesel halimiz var...
Egemenler kendi egemenliklerini pekiştirmek için yöntemler geliştiriyorlar.. Bu yöntemleri geliştirirlerken kendi egemenlik biçimleri de gelişiyor..
Kitlelere egemen olmanın yolu hem ekonomik hem de politik olarak egemen olmaktan geçiyor...
Dolayısıyla iktidarı ele geçirmek bir hedef haline dönüşüyor.. Hedefe ulaşmada her yolu mübah görenler her yöntemi deneyenler kazanıyorlar...
Kazanmanın sonrasında yavaş yavaş gerçek yüzleri ortaya çıkmaya başlıyor...

Bir insanın nasıl bir insan olduğunu gücü ve erki ele geçirdiği zaman anlayabilirsiniz ancak...

Ne kadar acımasız ne kadar vefakar ne kadar şefkatli olduğunu anlayabilmemizi sağlayan bir durumdur bu..

Bir arada ortak aklı oluşturamamış kitleler için önlerinde kalan çıkış yollarının sayısı fazla değildir aslında... Dünyada büyük bir kalabalığın zalimin ,zulmün yada bezirganın tarafında saf tutuyor olmasının sebebi, kendince örgütsüz bireysel kurtuluş yolu olarak belirlemiş olduğu yöntemdir sadece...

Kendi karnını doyurabilmenin planı içinde bir çok şeye eyvallah diyen, kendi varlığını koruyabilmenin telaşıyla önüne konan her plana "evet" diyen anlayışın en temeldeki eksikliği
Kendi hayatına dair alternatifsizliğidir.. Kendince bulduğu çözüm yoluna teslim olmuş bir hayatın tam da göbeğindedir artık...

Bu yetmez...

Gelecek nesillerinin çaresizleşmesine ,çocuklarının haklarını kaybetmesine, bir sonrakinin tutsaklaşmasına göz yumar...
Kendinin bir tarafta olması bu mağduriyetlerden kendini sıyırır zannındadır...

Mevcut sistemin en temel özelliğinin farkında olmayan bir ahmaklığın sonucudur bu...
Bu sistemin en temel özelliği dönemsel olarak uygulaması zaruri olan yıkım politikalarıdır...
Yok etmek , yıkmak,kaldırıp atmak bu sistemin zaruretidir...

Hayattaki her şeye bir enstrüman gözüyle bakan bu sistem kendi işleyişine angaje olmuş ve bu işleyişe boyun eğmiş kitlelerin tarihin hiç bir döneminde gözünün yaşına bakmamıştır...

Dünyayı kana ve göz yaşına boğan bu mekanizma cebinde sermayesi olmadığı halde sermaye çığırtkanlığı yapan sistemin sürmesi için çığırtkanlıktan vazgeçmeyen kapitalsiz kapitalistlere  iş bedel ödeme noktasına geldiğinde müsamaha hiç göstermez...

Yirmi birinci yüz yılda temel çelişkiler hala hayatımızın her alanında sürmeye devam ediyor...
Kulağımıza her gün üflenen "artık sınıf siyaseti son buldu" safsatasının bu kadar çok üflenmesinin bir nedeni var..

Egemenler kendi panzehirlerinin ne olduğunu bizden çok daha iyi biliyorlar ve kitleleri bu panzehirden uzak tutmak için ellerinden ne geliyorsa yapıyorlar...

Türkiyede solun bir an önce farkına varması gereken gerçekler var.. Kendi varlığını ortaya koymalı ve enternasyonal adımlarla evrensel bağını kurabilmeli...
Kendini tam olarak ifade edemediği görece daha güçlü görünen unsurlara yedeklenmekten kendini kurtarmalı.
Atomize olmuş dağılmış parça pincik halden sıyrılıp temel çelişkiler üzerinden bir sınıf siyasetinde birleşmeli .. Bu yetmez.. Enternasyonalin parçası olmalı...

Yirmi birinci yüzyılda tek çıkış yolu bu...

1 Nisan 2017 Cumartesi

Resim

Gecenin karanlığına , sabahın tenhasına , günün ışığına bulaşmış bir kokuşmuşluk var .
 Otobüs koltuklarında , yatakda, masada okumalar , orda burda konuşmalar ,her defasında birilerine meram anlatmalar yetmiyor...
Herkesin alıştığı bir çürümüşlük hali bu....
Şişirilmiş egolarla herkes herkese ustalık satıyor.... Daha santim demekten aciz birisi çıkmış sana santin santin ustalık pazarlıyor...
Zira parayı ona akıttı düzen...
Dengeleri bilerek baş aşağı ettiler...
Ayakları baş, başları ayak yaptılar... Burunları koku almaz ettiler...
Emeğin bu kadar anlamsızlaşması bu kadar kolay gasp edilebilir olması hoş mu ?
Kıymeti üç kuruşa endekslediler...Mutluluğu üç kuruşa..
Dostluğu ... Sevgiyi.... Herşeyi..
İnsan kalır mı o zaman ? İnsan da bitti elbet..
Sokaklar son model arabalarla doldu taştı ama insanlığı da getirdik ve dilencilere para vermeye bağladık oldu bitti...
Kültürde bir huzursuzluk hali...
Birikimde bir yetinememe
Hep daha iyisini isteme... Bunlar hep vardı.. Olacak elbet... Yoksa ne ihtiyaç var ki tüm bu çabaya ?
Dünyayı hep daha güzele evirmek için bunlar.. Daha yaşanabilir kılmak için....İçinde soluk alıp verdiğimiz bir resim hayat ... Bu resmi daha güzel yapabilmek için....
Karşıdan baktığında bomboz bir havanın,kenara köşeye çizilmiş bir sürü onurunu kaybetmiş kalabalığın , yok olmuş,bitmiş bir doğanın resminin içinde parlak elbiseler içinde metalik bir arabayla sen... Ne kadar anlam kazanabilirsin ki ? Bu resimde anlamın nedir?Bitik resmin ferrarili gemisi kurtulmuş kaptanı..
Kendi özenli postunda senin mutluluğun resime bakana ne verir?..
Bu kokuşuk hava sızlatmıyorsa burnunu sorun büyük...
Bu boz bulanık resim umurunda değilse söz bitmese de biteceğe yakın...
Kulağını resme daya ve çocukların sesine kulak ver..Çığlıkları duy... . Beļki de onlardan biri senin de çocuğun...
Bu kantar bir gün onları da tartacak.. Bu duman mı kalsa senden geriye ? Bu kir mi ,bu pislik mi ?
Bu kara dumanı dağıtmadan bu resimden gitmemeli....

Barcelona

Sol köşede Neymar sağ ayağının dışına çekince topu şimdi ne yapacak diye düşünüyor insan... Oysa koltuklara oturuken her tribün bölgesine ayrı giden merdivenlerle bu kadar enfes zeminli bir stadta futbolu tiyatro gibi bir faaliyete çevirdikleri aklındaydı...
Gaudi diye bir üstad çıkmış bin sekiz yüz ellilerde. Demiş ki "size bir barcelona yapacağım üç yüz yıl sonra görenler küçük dilsiz kalacak...."
Mimar Sinanımız olmasa alternatif argüman geliştiremeyeceğiz...
Güellere yaptığı bir park var sanırsın ki Warner Bross gelmiş Alis Harikalar diyarındayı çekecek...
Bu sene yedi yıl sonra ilk kez İspanyada işsizlik oranları %20 nin altına düşmüş.. Barcelonada ise %8 onun sebebi de o kadar zaten yabancı işçi çalişiyor oluşu ...
Devletin imkanlarını kullanıp dünyayı gezenler sonra gelip bizim insanlarımıza yalanları sıralarken hiç yüzleri kızarmıyor da...
Barcelonanın bir buçuk milyon nüfusu var. Şehir izmirden az ama altına yapılan metronun ilk hattı 1924 yılında faaliyete geçmiş...
Bunlar neyse de asıl acısı en acısı köşede bir adam bir keman çalıyor , sen aynı sokakta yürürken yemyeşil bir parkın içinde hayatın bir hollywood filmine dönüyor içini kaplayan huzur beyninin hücrelerini yeniliyor...
İnsan ister istemez "ne biçim insanmışız kendi ülkemizi ne hale getirmişiz "diyiveriyor
Gaudi diye bir mimar Barcelonanın bir çok yerine imza atmış. Meşhur Sagrada Famillia bazilikasının önünde muhteşem eseri seyrederken önümde biriken italyan öğrenci grubuna hocalarının anlattıklarına kulak verdim.. Zaten büyülenmişken bir kat daha kendimden geçtim...
Sagrada Familianın bir yüzünü ilk ustalığı döneminde tamamlamış Gaudi diğer yüzünü ise artık ustalığın dibine vurduğu zamanda tamamlamış. O kısım çok daha modern sanat izlerini taşıyor. Bir kısmını ise tamamlayamamış. Ömrü yetmemiş ve hala çalışmalar devam ediyor. Yirmi birinci yüzyıl olmuş ve o tamamlanmayan yüzün estetikten ve sanattan en uzak kısım olduğunu itiraf etmem gerek.
1883 den ölene dek 1926 ya dek 1882 de yapımına Pullar Vilların başladığı bir kiliseyi yapmakla uğraşmış olan Gaudi kelimenin tam anlamıyla kilisenin önünde çivilenmeme sebep oldu...
İspanyada tarihi binalar ve eserler müzeler para basıyor.
Sadece Salvador Dali için müze var...
Adını sayamadığım bir sürü sanatçı adlarıyla anılan müzelerde hala yaşıyorlar resmen....
Otopark sorunu yok ... Birçok yerde yer altı otoparkları var..Trafik enteresan bir şekilde şehir içinde dizayn edilmiş. Bir yöne gidiliyor ancak dönüş aynı yönde değil..